SITE MENÜ
Kategoriler
Karaçay-Malkar [21]Kültür [6]Genel [2]
Istatistik

Toplam çevrimiçi : 1
Ziyaretci: 1
Kullanici: 0
Anasayfa » Makaleler » Karaçay-Malkar

(9)SOVYET DÖNEMİNDE KARAÇAY-MALKAR EDEBİYÂTI
                    SAYFA: (9)
Bu dönemin başka önemli bir özelliği de 1930’lu yılların sonuna doğru seslerini duyurmaya başlayan Halime Bayramuk, Osman Hubiy, Kaysın Kuliy, Kerim Otar, Canakayıt Zalihan, Habib Katsi, Hazret Semen ve Azamet Sevinç gibi genç şair ve yazarların sürgün sonrasındaki dönemde edebî faaliyetlerinde olgunlaşarak Karaçay-Malkar edebiyâtına yeni bir çizgi getirmeleridir. Bu genç şair ve yazarlar köy hayatı, halk kültürü, yurt ve tabiat sevgisi gibi konular ile şahsî duygu ve heyecanlarını anlatan lirik eserleriyle Sovyet üslûbundan bir ölçüde sıyrılmayı başarmışlar ve bir önceki kuşağa göre çok daha kaliteli eserler vermişlerdir.

 

Karaçay-Malkar edebiyâtının, gerek şiir ve gerekse nesirde gelmiş geçmiş bütün zamanların en önemli temsilcisi olarak kabul edilen Halime Bayramuk [1917-1996] ilk ve orta tahsilini doğduğu köyde yapmış, daha sonra Mikoyan-Şahar [bugünkü Karaçayevsk] şehrinde Hemşirelik Lisesini okumuş ve bilâhare Öğretmen Okulundan mezun olmuştur. Meslek hayatına “Qızıl Qaraçay” [Kızıl Karaçay] gazetesinde çalışarak başlayan Halime Bayramuk’un bir İspanyol kadınının acılarını anlatan “Dolores” adlı ilk şiiri 1936 yılında yayımlanmış, “Eki Cürek” [İki Yürek] adlı piyes türünde yazdığı ilk nesir kitabı ise 1939 yılında yayımlanmıştır. Halime Bayramuk’un bu kitabı Sovyet edebiyâtı çevrelerinden büyük beğeni görmüş ve bu yüzden de aynı yıl Halime Bayramuk kendisi başvurmadığı halde Sovyet Şair ve Yazarlar Birliğine alınmıştır.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.097.jpg (13162 bytes) sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.098.jpg (15938 bytes)

 

Halime Bayramuk [1917-1996]

 

1991 yılında Kafkasya seyahatim sırasında kendisiyle tanışma imkânını bulduğum ve imzalı kitabını alma şerefine eriştiğim Halime Bayramuk çok kâbiliyetli bir şair ve yazar olduğu kadar aynı zamanda gururlu bir kişiliğe sahip olduğundan, kendisinden önceki ve kendisiyle aynı dönemi paylaşan diğer Karaçay-Malkarlı şair ve yazarlar gibi meslekte yükselmek için hemen Komünist Partisine üye olmamış ve olmayı da hiçbir zaman düşünmemiştir. Halime Bayramuk kendi kâbiliyeti ve eserleriyle tanınmak istemiştir. Ancak meşhur Maksim Gorki Edebiyât Enstitüsünde tahsil yapmak için başvurduğunda kendisinden Komünist Parti üyesi olma şartı istenmiştir. Bu yüzden 1963 yılında Komünist Partisin üye olmak mecburiyetinde kalmıştır. Halime Bayramuk, Maksim Gorki Edebiyât Enstitüsündeki tahsilini tamamladıktan sonra yoğun bir şekilde edebî faaliyetlerine başlamış, birbiri ardına yayınlanan eserleriyle bütün SSCB çapında meşhur olmuştur. Halime Bayramuk eski SSCB zamanında eserleri Rusça’ya tercüme edilen ilk Türk kadın edebiyâtçısıdır.

 

Halime Bayramuk’un şiirlerinde taklit edilemez şekilde kendine has bir üslûbu vardır. Romanları ise teknik bakımdan kusursuza yakın olup Karaçay-Malkar Türkçesini mükemmel bir şekilde kullanmaktadır. Bilhassa roman kahramanlarının iç dünyalarını yansıtan psikolojik tahlilleri olağan üstüdür. Halime Bayramuk’un şiir, hikâye, deneme ve roman olmak üzere toplam 34 kitabı yayınlanmış, eserlerinin bir kısmı 52 ayrı dile çevrilmiştir. Ayrıca eserleri üzerine çok sayıda araştırma ve tahliller yayınlanmıştır.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.099.jpg (13226 bytes) sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.100.jpg (20406 bytes)

 

Halime Bayramuk'un Ontört Cıl [On Dört Yıl] Adlı Romanı

 

Halime Bayramuk dönemin tehlikeli şartlarına rağmen “Qarçanı Üydegisi” [Karça’nın Ailesi] adlı eserinde, birçok Karaçay-Malkarlı şair ve yazarın aksine ve cesur bir şekilde, millî âdet ve geleneklerin kötülenmesine, bunların tamamen ortadan kaldırılmasına karşı çıkarak “kötü âdet ve gelenekler kaldırılsın fakat halkımız için gerekli olan bazı millî değerlerimiz kalsın. Onlar, eskiden olduğu gibi Sovyet hayatında da bize lâzımdır” diyebilmiştir. Halime Bayramuk’un en önemli eserlerinden biri de Karaçay-Malkar Türklerinin sürgün hayatı sırasında çektiği acıları anlatan meşhur “Ontört Cıl” [On Dört Yıl, Çerkessk, 1990] adlı romanıdır. Söz konusu bu roman Dr. Yılmaz Nevruz tarafından Türkiye Türkçesine aktarılarak “İki Kasım Bin Dokuz Yüz Kırk Üç” adıyla Türkiye’de de yayınlanmıştır [Akqbaylanı vd., 1965:335-388; Xubiylanı vd., 1976:49-55; Şaman, 1997:16-18].

 

Karaçay-Malkar edebiyâtının ve bilhassa roman türünün en önemli temsilcisi sayılan Osman Hubiy [1918-2001] edebî faaliyetlerine çok genç yaşta başlamış,“Qızıl Askerge” [Kızıl Ordu’ya] adlı ilk şiiri 1934 yılında “Qızıl Qaraçay” gazetesinde yayınlanmış, “Komsomol Cırla” [Komsomol Şarkıları] adlı ilk şiir kitabı da 1936 yılında yayınlanmıştır. Osman Hubiy şiir sahasındaki kâbiliyetiyle birlikte daha çok romanlarıyla meşhur olmuş bir edebiyâtçıdır. Güçlü bir roman tekniğiyle bütün roman yazarları içerisinde Karaçay-Malkar Türkçesini edebî yönden mükemmel derecede kullanabilen birkaç edebiyâtçıdan biridir.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.101.jpg (13154 bytes)

 

Osman Hubiy [1918-2001]

 

“Abrek” [Kaçkın] adlı ilk romanı 1939 yılında yayınlanan Osman Hubiy’in roman sahasındaki asıl şöhreti 1959, 1962 ve 1965 yıllarında yayınlanan üç ciltlik “Amanat” [Rehine] adlı romanıyla teşekkül etmiştir. Osman Hubiy bu romanında II. Dünya Savaşı sırasında Karaçay-Malkar ülkesinin Almanlar tarafından işgâl edilmesini anlatmaktadır. Almanlar, Karaçay-Malkar ülkesini işgâl ettiği sırada eli silah tutan bütün Karaçay-Malkarlı erkekler ise muhtelif cephelerde ve Kızıl Ordu saflarında Almanlara karşı savaşmaktadırlar. Vatanda kalanlar ise ellerinden geldiği kadarıyla Alman işgâline karşı direniş göstermektedirler. Öte yandan eskiden beri Sovyet rejimine düşman olan küçük bir grup ise Almanlarla işbirliği yapmıştır. Fakat bir süre sonra Kızıl Ordu, işgâlci Almanları ve yerli işbirlikçileri bütünüyle yurttan temizlemiştir. Yazar bu romanında dolaylı olarak Karaçay-Malkar Türklerinin II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet vatanını korumak için büyük kahramanlıklar gösterdiğini ve Sovyet rejimine ihanet etmediğini anlatmaya çalışmaktadır [Aqbaylanı vd., 1965: 307-334; Xubiylanı vd., 1976:71-81; Qagıylanı, 1975:117-141; Qaralanı, 1978:216-217; Bayramuqlanı, 1982:198-216].

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.102.jpg (24305 bytes)

 

Amanat [Rehine]

 

Osman Hubiy, 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında Kuzey Kafkasya’dan Osmanlı Türkiyesi’ne ve Suriye’ye göç eden Karaçay-Malkar Türklerinin hayatını konu alan bir roman yazmak üzere 1971 ve 1985 yıllarında Türkiye’ye gelme imkânını bulmuştur. Osman Hubiy, Türkiye, Suriye ve birkaç Arap ülkesini seyahat ettikten sonra geri dönerek “Assı” [Asi] adlı romanını yayınlamıştır. Osman Hubiy bu romanında Karaçay-Malkar Türklerinin kafileler halinde Osmanlı Türkiyesi’ne göç etmeleri sırasında yaşadıkları birtakım olayları dramatize etmekte ve daha sonra bu göçmenlerin Türkiye’ye yerleştikten sonra karşılaştıkları zorlukları, uyum problemlerini ve hayat mücadelelerini anlatmaktadır. Yazar bu romanında ele aldığı olayları gereğinden fazla abartmış, bazı gerçek dışı olaylara yer vermiş, Sovyet siyasetine uygun bir şekilde Türkiye’yi kötülemiş ve Türkiye’de yaşayan Karaçay-Malkar Türklerinin sözde perişan hayatını anlatmıştır.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.103.jpg (26439 bytes)

 

Assı [Asi]

 

Anlaşılacağı üzere bu romanın özünde, Çarlık Rusyası döneminde Osmanlı Türkiyesi’ne göç eden Karaçay-Malkar Türkleri ile Kuzey Kafkasya’daki yaşayan Karaçay-Malkar Türkleri arasında hayat standartları bakımından bir karşılaştırma yapılmaktadır. Buna göre ata yurtlarını terk ederek Türkiye’ye yerleşen Karaçay-Malkar Türklerinin hayatı içler acısı bir halde iken, Kuzey Kafkasya’da yaşayan Karaçay-Malkar Türkleri ise Sovyet rejiminin getirdiği imkânlar sayesinde mutlu ve müreffeh bir hayata kavuşmuşlardır. Elbette bu roman, Karaçay-Malkar edebiyâtı çerçevesinde dil ve üslûp bakımından kusursuz bir roman örneği olarak değerlendirilebilirse de muhteva yönünden bu romanın Sovyet propagandası yapmaktan öteye geçemediğini söylemek mümkündür.

 

Bununla birlikte hem bu romanı, hem de yazarı, o dönemin arka planını iyi bilmeden sert ve acımasız bir şekilde eleştirmenin yersiz olduğunu ifade etmek gerekir. Osman Hubiy’in Türkiye’yi seyahat ettiği dönemde SSCB’nin başında despotluk yönüyle Stalin’i aratmayan Leonid Brejnev bulunuyordu. Baskı ve jurnal rejimi doruk noktasına ulaşmıştı. İnsanlar “acaba bugün hayatta kalabilecek miyim” korkusuyla yaşıyorlardı. Tabiatıyla bu insanlardan biri de Karaçaylı yazar Osman Hubiy idi. Yaklaşık 20 kişiden oluşan Sovyet yazarlar kafilesiyle birlikte Türkiye’ye gelen Osman Hubiy mensubu olduğu kafile içerisinde kendisi ve eşi dışındaki şahısların kaçının KGB ajanı olduğu elbette bilmiyordu. Bu yüzden büyük bir korku ve endişe içerisindeydi.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.104.jpg (14146 bytes)

 

Leonid Brejnev [1906-1982]

 

Bu arada Kafkasya’dan Karaçaylı bir yazarın geldiğini duyan Hüsamettin Korkmaz, Muammer İtez ve Nezir Zügül adında Türkiye’den üç Karaçaylı genç hemen Sovyet kafilesine ulaşarak Osman Hubiy’le tanışlar. Üç genç büyük bir heyecanla Osman Hubiy’e sorular sormaya, onunla sohbet etmeye başlarlar. Fakat Osman Hubiy pek sohbet canlısı değildir. Tedirgin bir halde kısa cevaplarla gençlerin sorularını geçiştirmekte, Türkiye ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmaktadır. Bir zaman sonra Osman Hubiy’in eşinin isteği üzerine Sovyet kafilesiyle birlikte Süleymaniye Camiîni görmeye giderler. Bu arada Osman Hubiy Süleymaniye Camiîni ziyaret etme konusunda ilgisiz ve isteksiz gibi görünmektedir. Süleymaniye Camiîne geldiklerinde ise Osman Hubiy minarelerden birine çıkıp İstanbul’u yukarıdan görmek istediğini söyler. Bunun üzerine üç Karaçaylı genç ve Osman Hubiy, Süleymaniye Camiînin minarelerinden birinin şerefesine çıkarlar. Osman Hubiy, minarenin şerefesinde kendisi ve bu üç gençten başka kimsenin olmadığına iyice kanaat getirdikten sonra derin bir nefes alır ve minarenin tepesinde tam iki saat sürecek olan konuşmasına başlar. Osman Hubiy’in söyledikleri özetle şöyledir: “Sizler bizim hangi şartlarda yaşadığımızı hayal bile edemezsiniz. Bizler bugün hayattayız, fakat yarın yaşayıp yaşamayacağımızı bilmiyoruz, her an ölüm korkusuyla yaşıyoruz. İçerisinde bulunduğum kafilenin en az yarısı KGB ajanıdır. Bu yüzden Türkiye hakkında olumsuz şeyler söylemek zorundayım. Aksi halde geri döndüğüm zaman hayatım tehlikeye girecektir.” İşte Osman Hubiy’in bu sözleri, daha önce yukarıda belirtildiği gibi, o dönemin arka planı iyi bilmeden Osman Hubiy ve onun gibileri sert bir şekilde eleştirmenin yersiz olduğu şeklindeki ifadeleri haklı çıkarmaktadır.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.105.jpg (26706 bytes)

 

Osman Hubiy ve Süleymaniye Camii

 

Sovyet hükümeti uyguladığı eğitim ve kültür politikasının sözde ne kadar başarılı olduğunu dünyaya göstermek için bilhassa Rus olmayan milletlere mensup kâbiliyetli fakat rejime sadık şair ve yazarların edebî eserlerini dünyaya tanıtmak için devletin bütün imkânlarını seferber etmiştir. Meselâ dünyaca meşhur Kırgız romancısı Cengiz Aytmatov bu politikanın en tanınmış modelidir.

 

Söz konusu bu politikanın Karaçay-Malkar Türklerindeki modeli ise Sovyet dönemi Karaçay-Malkar şiirinin en büyük üstadı kabul edilen  Kaysın Kuliy [1917-1985]’dir. İdeolojik bakımdan Sosyalist değerlere bağlı kalarak devletin çeşitli kademelerinde yöneticilik yapan ve ayrıca uzun yıllar Sovyetler Birliği “Yüksek Sovyet”inde daimi üye olarak görev yapan Kaysın Kuliy’in bilhassa ilk edebî eserleri Sosyalist realizmin ilkelerine tam bir uygunluk göstermektedir. Elbette, Sovyet eğitim sisteminin, Marksist sanat anlayışının ve Sovyet-Rus şair ve yazarlarının etkisinde yetişen Kaysın Kuliy’in bu tarzda eserler vermesi tabiî bir durumdur.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.106.jpg (11230 bytes)

 

Kaysın Kuliy [1917-1985]

 

Kaysın Kuliy, Sovyetler Birliği ile Sovyet bloku ülkeleri çapında çok meşhur bir şairdir. Türkiye’de pek bilinmemesine karşılık eskiden Sovyet hâkimiyetinde bulunan Türk ülkelerinin hepsinde çok iyi tanınmaktadır. Kaysın Kuliy’in edebî şöhretini gölgelemek gibi bir maksadımız yoktur. Kaysın Kuliy elbette yüksek seviyede edebî kâbiliyete sahip bir şairdir. Fakat Kaysın Kuliy’in bütün Sovyet bloku çapında meşhur bir şair olmasında, sahip olduğu edebî kâbiliyeti kadar Komünist Partisine ve Sosyalist ideolojiye bağlı olmasının da rolü vardır.

 

Kaysın Kuliy ilk ve orta tahsilini memleketinde tamamladıktan sonra 1935 yılında Moskova’ya giderek gündüzleri Anatoli Lunaçarski Tiyatro Enstitüsüne ve akşamları da Maksim Gorki Edebiyât Enstitüsüne devam etmiş ve her iki enstitüden de 1940 yılında mezun olmuştur. Memleketine döndükten sonra Nalçik şehrinde edebiyât dersleri vermeye başlayan Kaysın Kuliy, II. Dünya Savaşının başlaması üzerine kendi isteğiyle Kızıl Orduya yazılmış ve cepheye gitmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında Malkar Türklerinin 8 Mart 1944 tarihinde sürgün edilmesi üzerine, dönemin üst düzey yetkililerinin himaye tekliflerine rağmen kendisi halkıyla aynı kaderi paylaşmayı tercih ederek Kırgızistan’a sürgün gitmiştir. Burada meşhur Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov’la yakın bir dostluk kurmuştur. Tabiatıyla, Kaysın Kuliy’in edebî şöhret kazanmasında Cengiz Aytmatov’un da katkıları olmuştur.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.107.jpg (24220 bytes)

 

Dünyaca Meşhur Kırzgız Roman Yazarı Cengiz Aytmatov ve Kaysın Kuliy

 

Kaysın Kuliy memleketine döndükten sonra Karaçay-Malkar edebiyâtının yeniden canlanması için büyük emek sarf etmiştir. Kaysın Kuliy 1985 yılında hayata veda etmiştir. Kaysın Kuliy’in öldüğü sırada ABD’de bulunan Cengiz Aytmatov, Kaysın Kuliy’in ölüm haberini alınca apar topar Nalçik şehrine gelerek Kaysın Kuliy’in defin merasimine yetişmiş ve üzüntüsünü “Sen bizim bayrağımız, yol göstericimizdin. Ustamı, can dostumu kaybettim” sözleriyle dile getirmiştir.

 

Çocukluk dönemini at sırtında dağlarda çobanlık yaparak geçiren Kaysın Kuliy küçük yaşlardan itibaren şiir yazmaya başlamıştır. “Eski Malqarğa” [Eski Malkar’a] adlı ilk şiiri 1934 yılında, “Salam Ertdenlik” [Selam Sabah] adlı ilk şiir kitabı da 1940 yılında yayınlanmıştır. Kaysın Kuliy’in şiirlerindeki tabiat tasvirleri, hayal dünyası ve anlatım gücündeki zenginliği yüksek bir edebî kâbiliyetin mahsulleridir. Şiirlerinde kuvvetli bir millet ve yurt sevgisi dikkat çekmektedir. Şairin 1966 yılında yayınlanan “Caralı Taş” [Yaralı Taş] adlı şiir kitabı Maksim Gorki Edebiyât Ödülünü, 1974 yılında yayınlanan “Cer Kitabı” [Yer Kitabı] adlı şiir kitabı Sovyetler Birliği Devlet Edebiyât Ödülünü almıştır. Kaysın Kuliy’in ölümünden sonra bütün eserleri 1990 yılında eski SSCB’nin en büyük edebiyât ödülü olarak kabul edilen Lenin Edebiyât Ödülüne lâyık görülmüştür. Kaysın Kuliy’in şiirleri 120 ayrı dile çevrilerek yayınlanmıştır. Şairin Karaçay-Malkar Türkçesiyle yaklaşık 18, Rusça 55 ve diğer dillerde 40’a yakın kitabı yayınlanmıştır. Ayrıca Kaysın Kuliy’in eserleri üzerine 10’dan fazla araştırma ve tahlil kitabı yayınlanmış, hayatı ve eserleri üzerine 10’dan fazla doktora tezi yapılmıştır [Xubiylanı vd, 1976:62-70; Töppelanı, 1993:3-67; Begiylanı-Ölmezlanı, 1993:111-128].

 

Karaçay-Malkar edebiyâtının en önemli şairlerinden biri olan Kerim Otar [1912-1974] yüksek tahsilini 1930-1934 yılları arasında Öğretmen Okulunda tamamlamıştır. Bir süre mezun olduğu bu edebiyât öğretmenliği yapmış, 1938-1941 yılları arasında Kabardey-Balkar Şain ve Yazarlar Birliği Başkanlığı görevini yürütmüştür.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.108.jpg (12334 bytes)

 

Kerim Otar [1912-1974]

 

Kerim Otar, II. Dünya Savaşı sırasında Kızıl Ordu saflarında Almanlara karşı savaşmış ve savaştan bir bacağını kaybederek geri dönmüştür. Sürgün hayatını Kırgızistan’da geçirmiştir. Sürgün hayatı sırasında Karaçay-Malkar Türklerinin iade-i itibarı ve Kafkasya’ya geri dönüşü için kıyasıya mücadele vermiş ve hatta bununla ilgili J. Stalin’e mektup yazma cesaretini bile göstermiştir. Kerim Otar’ın şiirlerin güçlü bir lirizm vardır. Tabiat ve yurt özlemi konulu şiirleri oldukça duygu yüklüdür. Sürgün sonrasında Karaçay-Malkar edebiyâtının yeniden kurulması için büyük emek sarf etmiştir [Begiylanı-Ölmezlanı, 1993:97-110].

 

Karaçay-Malkar edebiyâtında hikâye ve roman türünde örnekler veren Canakayıt Zalihan [1916-1994] edebî faaliyetlerine 1936 yılında başlamış, “Meni Awazım” [Benim Sesim] adlı ilk şiir kitabı 1936 yılında, “Şuyox Üyür” [Dost Aile] adlı ilk hikâye kitabı da 1940 yılında yayınlanmıştır.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.109.jpg (12204 bytes)

 

Canakayıt Zalihan [1916-1994]

 

1950’li yılların ortalarına doğru roman ve hikâye yazmaya ağırlık veren Canakayıt Zalihan toplumsal meseleleri, halk kültürünü, sürgün yıllarında çekilen zorlukları yazdığı roman ve hikâyelerinde usta ve akıcı bir dille ifade etmiştir. [Xubiylanı vd., 1976:161-177; Tolgurlanı-Şawalanı, 1995:57-99; Töppelanı, 1995:202-207].

 

Mizahî hikâyeleriyle tanınan Habib Katsi [1916-1974] edebî faaliyetlerine şiir yazarak başlamıştır. “Cürek Quwanç” [Yürek Sevinci] adlı ilk şiir kitabı 1932 yılında yayınlanmıştır. 1936 yılında yayımlanan “Cer Culduzları” [Yer Yıldızları] adlı hikâye kitabı Karaçay-Malkar edebiyâtının başarılı ilk hikâye örneklerinden biri sayılmaktadır.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.110.jpg (15465 bytes)

 

Habib Katsi [1916-1974]

 

Habib Katsi’nin asıl şöhreti 1961 yılında yayınlanan “Alanla Sizde wa Ne Hapar” [Arkadaşlar Sizden Ne Haber] adlı eseriyle teşekkül etmiştir. Habib Katsi’nin mizahî tarzdaki bu eserinde elli dört kısa hikâye yer almaktadır. Yazar bu hikâyelerde toplumun ve insanların olumsuz yönlerini alaycı bir ifadeyle eleştirmektedir. 1964 yılında yayınlanan “Muhammet” adlı romanında, II. Dünya Savaşı sırasında Alman askerlerinin eline esir düşen Muhammet adında Malkarlı bir gencin başından geçen olaylar anlatılmaktadır [Xubiylanı vd., 1976:204-206; Tolgurlanı-Şawalanı, 1995:52-56].

 

Karaçay-Malkar şiirinde yeni bir tarz getiren Hazret Semen [1924] yüksek tahsilini 1963 yılında mezun olduğu Karaçay-Çerkes Devlet Üniversitesi Edebiyât Fakültesinde yapmıştır. Hazret Semen, daha önce kendisinden geniş bir şekilde bahsedilen ve Karaçay-Malkar Türklerinin en meşhur halk şairlerinden biri olan İsmail Semen’in oğludur.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.111.jpg (21130 bytes)

 

Hazret Semen [1924]

 

Hazret Semen günümüz Karaçay-Malkar şiirinin en önemli temsilcilerinden biri olup, Karaçay-Malkar Türkçesini şiir dilinde en usta kullanabilen şairlerden biri olarak tanınmaktadır. Karaçay-Malkarlı edebiyât eleştirmenleri Hazret Semen hakkında “Karaçay-Malkar dilinin güzelliğini ve zenginliğini anlamak için Hazret Semen’in şiirlerini okumalısınız” şeklinde ifadeler kullanmaktadırlar. Bilhassa felsefî şiirleriyle dikkat çeken şairin, Karaçay-Malkar Türkçesiyle ve Rusça toplam on iki kitabı yayımlanmıştır [Aqbaylanı vd., 1965:389-402].

 

Birçok şiirinin bestelenerek şarkı yapılmasıyla meşhur olan Azamet Sevinç [1923] ilk ve orta tahsilini tamamladıktan sonra yüksek tahsilini Kazakistan’da sürgün hayatında iken Çimkent Eğitim Fakültesinde yapmıştır. Bilâhare 1957 yılında memleketine geri döndükten sonra Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi Edebiyât Fakültesini okumuştur.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.112.jpg (12959 bytes)

 

Azamet Sevinç [1923]

 

Azamet Sevinç uzun yıllar Karaçay-Çerkes Eğitim Enstitüsünde öğretim üyeliği yapmış, edebiyât tarihi ve halk edebiyâtı üzerine dersler vermiştir. Gerek şiir, gerekse nesir türünde eserler veren Azamet Sevinç’in çok sayıda kitabı yayınlanmıştır. Azamet Sevinç’in 100’den fazla şiiri bestelenerek şarkı yapılmıştır. Şiirlerinin konusu genellikle yurt ve tabiat sevgisi üzerinedir. Bunun dışında, Karaçay-Malkar edebiyâtı tarihi üzerine önemli makaleleri vardır. A. Puşkin, M. Lermontov, S. Yesenin, Musa Celil ve Samed Vurgun’un eserlerini Karaçay-Malkar Türkçesine tercüme etmiştir [Aqbaylanı vd., 1965:403-414; Xubiylanı vd., 1976:82124; Qaralanı-Borlaqlanı, 1987:315-326].

 

Yüksek tahsilini Leningrad Üniversitesinde Gazetecilik Yüksek Okulunda yapan Seyit Laypan [1925] sürgün dönüşünde bir süre redaktörü ve kurucusu olduğu “Şoxluq” [Dostluk] gazetesinde çalışmıştır. Bu gazetenin kapatılmasından sonra “Qızıl Qaraçay” [Kızıl Karaçay] gazetesine geçerek uzun yıllar burada gazetecilik yapmış ve ayrıca idari görevlerde bulunmuştur.

 

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.113.a.jpg (12665 bytes)

 

Seyit Laypan [1925]

 

Seyit Laypan’ın Karaçay-Malkar edebiyâtındaki asıl şöhreti, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara karşı savaşırken cephede hayatını kaybeden Osman Kasay’la ilgili birtakım belgelerle hazırlayıp yayınladığı “Qaraçaynı Ulanı Bela Rossiyanı Cigiti” [Karaçay’ın Oğlu Beyaz Rusya’nın Yiğidi, Çerkessk, 1958] adlı eseriyle teşekkül etmiştir. 1979 yılında yayınlanan “Batalları” [Batal Ailesi] adlı tarihî romanı büyük ilgi görmüştür. Bunun dışında Seyit Laypan’ın 1991 yılında yayınlanan “Gürge Kün” [Salı Günü] adlı romanında Karaçay-Malkar Türklerinin sürgün edilmesi ve sürgün hayatı sırasında yaşanılan zorluklar anlatılmaktadır [Qaralanı-Borlaqlanı, 1987:228-284].

  

sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.113.b.jpg (17657 bytes) sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.113.c.jpg (21069 bytes)

 

Gürge Kün [Salı Günü] Adlı Roman



Kaynak: http://www45.brinkster.com/karachaymalkar/sovyetdonemindekarachaymalkaredebiyati.08.htm
Kategori: Karaçay-Malkar | Tarafından eklendi....: bagalikaracayli (2009-Agustos-17) | Yazar: Adilhan ADİLOĞLU W
Görüntüle: 846 | İzleme orani: 0.0/0
Toplam Yorumlar: 0
Sadece kayitli kullanicilar yorum ekliyebilir
[ Kayit Ol | Giriş ]
Giriş formu
Arama
Gazeteler

Dost siteler
KA MA TUR
Site kodu
karacayel

Copyright MyCorp © 2017Create a free website with uCoz